Bu ırkın yetiştirme
amacı taklalı performans ve fiziksel güzellik üstün bir seviyeye
getirilirken aynı zamanda ırkların geleneksel özelliklerinin
korunmasıdır. Usta bir taklacı yetiştiricisinin üretici olarak dünya
çapında bütün öteki ırkların besleyicilerinden daha yüksek bir seviyede
olması gerekir.
Elindeki kuşların gerçek aslını bilmek ve bunları geldikleri damarın
özelliklerine göre, geleneksel yöntemlerle üretirken kuşların
performansını ve aynı zamanda fiziksel özellilerini geliştirmek bir
sanattır.
Bu seviyede kuşçuya günümüzde rastlamak ender bir hale gelmiş olup,
güzelim taklacılarımız tarihi özelliklerini yitirmeye başlamıştır. Bunun
başlıca nedenlerinden birisi eskiden olmıyan şehirler arası kuş
transferidir. Taklacıları yetiştirmenin sadece performans olduğunu
düşünen yetiştiricilerin yıllarca başka yörelerden kuşlar getirip kendi
kuşlarıyla kırmalarından dolayı geçmişte bir birinden çok farklı olan
değişik sehirlerin kuşları bu gün bir birine çok benzer hale
gelmişlerdir.
Usta bir taklacı besleyicisinin kuşlarından önce kendi bazı kişisel
özelliklerinin olması gerekir. En başta güvenilir, açık sözlü, kuşları
kadar doğayı, insanları seven ve sayan birisi olmalıdır. Bunlardan
sonra birisi gerçek bir kuşçu olma yoluna çıkabilir.
Şimdiye kadar kaç kuşçuyu ziyaret ettim bilmem. Tanıdığım en iyi
insanlarıda, en tuhaf insanlarıda bu sayede görmüş oldum. Fakat bir şeyi
hatırlarım, o da kuşları ne kadar iyi olursa olsun hiç kimsenin hileci,
yalancı, sahtekar birisini bana usta kuşçu olarak tavsiye etmediği.
Ustaların dışında çok iyi kuşçular var. Tahminim sizlerinde tanıdığı bir
kaç kişi vardır. Dikkat edilmesi gereken şey, bu kişilerin kuslarına
bakıldığında ya çok iyi oynayan kusların olması yada çok güzel fakat
averaj performanslı kuşlara rastlanması.
Daha öncede dediğim gibi ikisini birlikte yapabilmek zoru yapmaktır.
Bu yazıda taklacılarımız hakkında kendi bilgi ve düşüncelerimi sizlerle
paylaşmaya çalışacağım.
BÖLGESEL ÖZELLİKLER
Ülkemizin batı kısımlarında taklacılar Mardin olarak bilinir.
Doğudaki gibi geleneksel taklacı yetiştiricilerine bunu anlatmak
bildiğiniz gibi biraz zor... Haklılarda.
Belki günümüzde çoğu kuşçunu elindeki taklacılar bir birine benzeyebilir
ama bu her zaman böyle değildi. Hatta günümüzde az bulunsalar bile
kendi bölgelerinin özelliklerini taşıyan taklacıları üreten usta
kuşçulara hala rastlamak mümkün.
Kısaca her bölgenin kuşlarının bir birinden azda olsa farklı
özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Çoğu kuşçu için önemsiz bir ayrıntı
olarak görünebilir ama tahminim aramızda hala bu özelliklere önem
verenlerimiz var.
Mardin
Bu ırkların içinde en irisi olmasının dışındaki farkı sadece koyu mavi,
mavi, açık mavi, dumanlı, arap ve beyaz renklerinde olup gül ve tepe
özelliklerinin olmamasıdır. Geniş göğüs yapısı klasik bir fiziksel
özelliğidir. Alçak ve uzun saatler uçmayı seven bu ırk tek uçurulmayı
tercih edip performansını en iyi böyle gösterir.
Urfa
Klasik Urfanın en belirgin özelliği kanatlarını düşük tutması
(kuyruğunun altında taşıması). Kafa yapısının biraz daha köşeli olması,
alnının öteki ırklara göre daha dolgun olması ve Araplarında göz
çevresi halkasının hafifde olsa tüysüz ve belirgin olması öteki belirgin
özellikleri. Urfa Mardinle aynı renklerde gelmesinin yanında bizim
"açık" dediğimiz ama Türkiyenin çoğu yerinde Arapça "sabuni" diye
bilinen rengin sarı yerine koyu kahverengi (morumsu) göğüs rengiylede
gelir. Çoğu taklacı Rus ırkının atasıdır ve hala Rusyada
Urfainski diye kuşlar beslenmektedir. Urfayı pür halinde bu gün
bulabilmek bayağı zor. Bazı geleneksel kuşçularda bulmak mümkün ve
bence pahası biçilmez değerde kuşlar. Uçuş özellikleri Mardin ırkının
benzeridir.
Sivas
Bu renklerin üstüne bizim kınalı dediğimiz renkleride eklemiştir.
Dolayısıyla kınalı çilli (Miski), gümüş çilli (Çakmaklı) ve açık
(Sabuni) bu şehrimizin bize armağanıdır. Çakmaklıların soyu mavilerden,
sabuni ve miskinin soyu kahverengilerden gelmektedir. (Baska ırklardada
sabuni ve miskiye rastlanılır fakat bu renkler kahverengiden değil
mavilerden gelmektedir.) Sivas kuşlarının en farklı yanlari öteki
ırklara göre başlarının daha küçük (minyon) ve gagalarının daha ince bir
yapıya sahip olmasıdır.
Performans bakımından Mardin ve Urfaya nazaran daha az uçar fakat daha
sık oynar. Bunun yanında yere dalış seviyesi bütün ırklarımız içinde en
alçak olanıdır. İyisi daldığında kuyruğunu ayaklarını yere değdirmeden
bir süre yere sürüp takla kombinasyonuna başlar. Eski kuşçuların
yaptıkları yarışlarda kuşun yere ne kadar kuyruk sürdüğünü ölçtükleri
söylenir. Daha sık oynamasına karşın Kombinasyonları (takla atıp
tırmanış) Mardin ve Urfa'ya göre daha kısadır. Sivasda gülde (ön tepe)
vardır.
Ankara
Bütün ırklarımızın en küçüğüdür. Vücudu kafası ve kanatları dahil.
Ankara gümüş ve kahverengi renkleri dışında her renkte gelir fakat her
zaman renk kirlidir. Kirli olarak rengin canlı olmamasını kastediyorum.
Maviler yabani güvercin mavisi gibi koyu ve sisli mavidir. Araplarsa hic
bir zaman koyu arap olmayıp daha açık renktedir ve kanatlarındakı
şeritler (mavilerde oldugu gibi) siyah rengin altında bellidir. Bunun
nedenide genetik olarak gerçek arap olmayıp çok koyu maviden
gelmeleridir. Bu kuşların bir birine vurulmasıyla koyu mavi elde
edilmesi normaldir. Limon, portakal, şeker ve kırmızılar her zaman
gırimsi (kül rengine yakın) bir renkle kaplıdırlar. Bu dört renkten
birisine sahip olan bir Ankara kuşunun hiç bir zaman kuyruk ve kanat
uçlarının süt beyaz olmaması ve gırimsi bir beyaz olması lazımdır. Bizim
açık (boz) dediğimiz ve çoğu güvercin yetiştiricilerinin kirli sabuni
olarak bildiği renk bu şehrimize aittir. Aslında bu renk sabuni ile
ilgili olmayıp mavi renginin bir tonudur. Benzer bir renk durumu
kahverengilerdede mevcuttur. Açık kahverengi olarak bilinen bu renk
aslında yine maviden gelme olup gerçek kahverengi rengiyle ilgisi
yoktur. Bunu anlamak için basit bir test kuşun büyük teleklerine
bakmakla yapılabilir. Gerçek kahverengi güneşin etkisiyle renk kaybına
uğrar. Bu nedenle kuşun kanadı açıldığında en uzun tüyün kanat
kapalıyken bir önceki tüy tarafından tapatılmış kısmı (güneş görmiyen)
en uzun tüyün uç kısmından daha koyudur. Sanki bir gölge gibi görünür.
Bunu Ankara kahverengilerinde göremezsiniz.
Ankaranın en önemli özelliği ise performansıdır: Öteki ırkların aksine
taklalarının arasında çok az bir zaman vardır ve çok daha sıkı takla
atarlar. Her takladan sonra hafif (çoğu zaman dikkati çekmiyecek kadar)
bir yükseklik kaybedip tırmanışa çıkar. Tırmanışı öteki ırklara nazaran
biraz daha kısa fakat daha fazla kombinasyonla (her takla atıp tırmanışa
bir kombinasyon dersek) doludur. Damarı sert olanlar delicesine takla
atar ve kısa bir süre uçurulmayınca tutulur (takladan uçamamak).
Oyunlarının sertliği ve klasik fiziği ile benim en favorim olan taklacı
türüdür. Ankara güvercin yetiştiricileri Türkiye'de belkide tek kendi
ırklarına sahip çıkmış yörenin yetiştiricileridir. Bu ırkı pür halinde
bulabilmek Ankarada oldukca kolaydır.
Antalya
Maalesef günümüzde Suriye ve Irak dışında bulunmıyan bir ırktır.
Selçuklular zamanında bu ülkelere tanıtılmış fakat zamanla Antalyada
başka şehirlerin kuşlarıyla kırılarak ortadan kalkmıştır.
Bu ırk ötekilerine göre daha dar bir göğüse sahip olup bacakları ve
boynuda oldukca uzundur. Gaga yapısı Konya taklacıları gibi kısadır.
Özelliği renklerinin canlılığı (her renkte gelir) ve güllü (ön, arka ve
çift tepe) gelmesidir. Performans konusunda iddialı değildir. Kümese
doğru dalıp çıkma özelliği yoktur. Urfa gibi ötekilerine nazaran daha
hızlı uçar ve yanlız uçmayı tercih eder. Yüksekte uçar ve havada oynar.
Diyarbakır
En toplu, bacakları ve boynu kısa olan ırkımızdır. Vücut yapısı önden
bakınca bir "O" yerine basık bir elips şeklindedir. En güzel renklere
sahip olmanın dışında paçalarıda bütün ırklardan daha uzun olup Gülleri
öteki ırklara göre daha gelişmiştir. Tabak güllü denilen ön tepe bu ırka
mahsusdur. Arka tepe bir yanaktan ötekisine uzanıp öteki ırklarınkınden
daha yüksek olmanın dışında bazen uçları öne doğru hafifce kıvrılır.
Performans konusunda Diyarbakır pek iddialı değildir. Bu şehrimize
Türkiyenin güvercin başkenti diyebiliriz. Güvercin kültürümüze bu kadar
katkıda bulunan belki başka bir şehir yoktur. Sadece Diyarbakırın
Türkiyenin tamamından daha fazla güvercin
ırkı vardır. Bunun yanında ense ve göğüs gülünü, Kiremit kırmızı ve
sarı (portakaldan farklı olarak vücudun tamamının sarı renkte
olması)renklerinide bu şehrimize borçluyuz.
Çorum
Çogunlukla kaplan renkleriyle gelen bu ırkımız Çorum dışında pek rağbet
görmemiştir. Bunun büyük nedeninin renk bakımından pek çekici olmamasi
ve paçasız olması gelmektedir. Bu bir yana, şimdiye kadar gördüğüm en
iyi performanslı kuşların içindedir. Bu ırkta beyaz ve mavi gibi öteki
düz renklerde mevcuttur.
Malatya
Genelde iki renklidirler ve paçaları oldukca büyüktür (15-20 cm.).
Malatyalar genelde tepelidirler.
Performans bakımından ikiye ayrılırlar.
Sekmeleyen: Masanın üzerinden yere inmeleri çok zordur. Merdivenden
çıkar gibi ayaklarını hareket ettirirler ve yukarı doğru çıkarlar.
Sallanık: Bunların farkı inmek için geldiklerinde direk inemezler beşik
gibi sallanarak inerler. Ayak
hareketleri yoktur.
Her ikisininde taklasi boldur, yüksekte ve çok uçarlar.
(Arkadaşımız Duran Unakazana'nın Malatya hakkında verdiği bilgilere
teşekkürlerimi sunarım)
Konya
Fizik olarak Mardine çok yakın olan bu ırkımızın en büyük farkı gaga
yapısıdır. Öteki ırklarımıza nazaran kısaca bir gaga yapısına sahip olup
aynı zamanda sabit renklerde gelmesede genelde mavi renk ağırlıktadır.
Antalya gibi havada oynamayı sever ve Konyalı
kuşçular tarafından özellikle Ankara ve Sivas ırklarıyla kırılarak oyun
aşağı indirilir. Bu tür kırma kuşlar üstün seviyede oyun sergiler.
TARİH
Dünyadaki çoğu güvercin ırklarının atalarının bizim kuşlarımızdan
geldiğini yabancı kuşçular savunurken bizim kendi kuşlarımızın geçmişini
bir kenara iterek yabancı ırklarla kırıp sözde iyileştirme çalişmaları
içinde olmamız içler acısı.
Taklacılarımızın orijini aynı biz Türkler gibi Orta Asyadır. Kuzey-batı
Çin, Siberya ve Kazakistan'ın olduğu büyük alanda yüz yıllar önce göçmen
atalarımız at koştururken, taklacılarını oynatıp kara çadırlarında
güzelim Ankutların sesini dinlerlerdi. Öyleki Bu alanın yıllarca süren
kuraklıktan sonra çölleşmesi yüzünden atalarımızın başka yerlere göç
etmesinin ardından yüzlerce yıl geçmesine rağmen hala bu gün adı dünyaca
"Takla Makan(m)" olarak bilinmektedir. Eski Uygur Türkçesinde bunun
anlamı taklanın makamı yani dolayısıyla doğduğu veya gerçek yeridir.
Çoğu Rus güvercin ırklarının bu zamanlarda Türklerden alınan kuşlardan
elde edildiği ise Rusyada bilinen bir
gerçektir. Rus ve Bukhara trompetçi (sesi için beslenen) ırklarının
soyununda Ankuttan geldiği dünyaca tartışılan bir konudur.
Onuncu yüz yılda göçebe Türk askerleri bildiğimiz gibi Orta Doğuya
hareket etmişlerdir. Bu toprakları Orta Asyaya göre daha değerli ve
verimli bulan atalarımız burayı tercih etmis ve dolayısıyla
beraberlerinde getirdikleri çeşitli güvercin ırklarınıda çevredeki
milletlere tanıtmışlardır.
Taklacılar tarihimiz boyunca Sultanlarımızın eğlencesi için
tutulmuşlardır. Tarihi gezimize geri döndüğümüzde Sultanların
öncülüğünde askerlerimizin batıya doşru ilerlediğini görürüz. Kısa
zamanda Selçuklular Irak ve İran'ı ele geçirip Abbasid imparatorluğunun
baş kenti olan Bağdat'a gelmişlerdir. Bu tarihlerde çoğu arap güvercin
ırkları ortaya çıkmaya başlamış ve çoğu günümüze kadar ulaşmıştır.
Hepimizin bildiği gibi Türkler burada durmamış ve batıya doğru
yürüyüşlerini 1071de Malarzgirt kapısını aralayıp devam ettirmiş ve
İstanbul'un fethinden sonra 500 yıl Doğu Avrupaya hükmetmişlerdir. Bu
süre içerisinde slavik ülkelere yerleşen Türk aileleri beraberlerinde
çeşitli güvercin ırklarımızı getirerek bu ülkelere tanıtmışlardır.
Osmanlıların bu topraklardan çekilmesinden yıllar sonra Doğu Avrupa
ülkelerinde bizim ırklarımızın ıslahı üzerine çalışmalar başlamış ve her
ülke (Yugoslavya, Yunanistan, Arnavutluk ve Macaristan başta olmak
üzere) kendi ırklarını yaratmaya başlamıştır.
Bu gün hala Avrupada bizim ırklarımıza rastlamak mümkündür. Arapların
bizim taklacılarımızın sahibi olarak kendilerini dünyaya tanıtmasının
dışında, Yugoslavların dönek ve kelebeklere, Romanyalıların Bursalara ve
aşağı yukarı her kuşumuza başka birisinin sahip çıkmasına karşılık bu
gün Türkiyede kendi kuşlarımıza bile yabancı
kökenli olarak bakıp hatta yabancı isimler takıp bu değerli tarihsel
hazinemizin kaybedilmesine bizde ortak oluyoruz. Kendi kuşlarımızı
yabancı asıllı ırklarla kırarak sözde iyileştirmeye çalışırken
özelliklerini yitiriyoruz.
Bazen Avrupa ülkelerinde gördüğüm kendi ırklarımızın Türkiyede
rastlananların çoğundan daha iyi kalitede olması benim için üzücü bir
gerçek.
Uğur Kurt Gürsu
|