Genel Bilgiler:
Canlı organizmalarda yaşamsal etkinliklerin (büyüme, üreme,
performans, bağışıklık gibi) normal ölçülerde şekillenebilmesi ve
sağlıklı durumun sürdürülebilmesi için gerekli olan organik maddelerdir.
İnsan dahil, bütün hayvan türleri biyolojik yönden etkin olan bu
maddelerin hepsinin yeterli ölçülerde organizmalarında sentezleyemezler.
Bu nedenle de, vitaminlerin çok düşük miktarlar halinde besinler
içerisinde alınması veya doğal değerlerine yakın ölçülerde günlük yem
karışımlarına katılması gerekir. Besinlerin dört ana bileşeni olan
proteinler, yağlar, karbondihratlar ve tuzlar saf olarak alındıklarında,
yeterli ölçülerde hayvansal organizmaya girseler bile, sağlıklı durumun
uzun süre sürdürülmesini sağlayamazlar. Bunlarla birlikte, vitaminlerin
ve hatta kobalt, demir, iyot, flor, çinko, bakır, magnezyum, manganez,
molibden, vanadyum, silisyum ve selenyum gibi esansiyel minerallerin de
alınması gerekir. Deney hayvanlarını vitaminlerden yoksun diyetlerle
beslemek suretiyle bu maddelerin eksikliğine yada yetersizliğine bağlı
patolojik bozukluklar veya sendromlar belirlenmiştir. Bu yöndeki
çalışmalar sonucunda ortaya çıkan genel görüşe göre, bireysel olarak
bütün vitamin çeşitleri ayrı ayrı görev yaparlar ve aynı nitelikteki
görevleri diğer bir madde tarafından yapılamaz. Eğer günlük yem
karışımlarında bulunması gerekli olan vitaminlerden biri veya bir kaçı
eksik olursa veya uygun yoğunluk ve formülasyonlarda katılmazsa
büyümenin gerilemesi, verim düşüklüğü, üreme performansının azalması ve
benzeri belirtilerle kendini gösteren bir dizi bozukluk şekillenir. Bu
nedenle güvercinler gibi hızlı metabolizması olan kanatlıların sağlıklı
durumunun korunması ve yüksek verime yönelik hayvancılıkta vitamin
kullanılması başlıca seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Vitaminlerin
hayvan organizmasında gerçekleşen metabolik olaylardaki başlıca
önemleri, koenzimlerin ve kofaktörlerin bir bölümünü oluşturmalarından
kaynaklanır.
Kaynakları ve Sentez Olanakları:
Vitaminlerin çoğunluğu bitkisel besinlerde doğal olarak
bulunurlar. Bazı vitaminler ise hayvan vücudunda sentezlenirler ve
kısmen bu şekilde, kısmen de besinlerle sağlanırlar. Bunun örnekleri
vücutta 7-dehidrokolesterolden sentezlenen vitamin D3, triptofan amino
asidinden sentezlenen niasin, ruminantların (geviş getiren) sindirim
kanalında bakteriyel etkinlikle sentezlenen B kompleks vitaminleri, bazı
hayvanların kalın bağırsaklarında aynı yollarla sentezlenen K
vitaminleridir. Birçok memeli hayvan türünde karbonhidrat
metabolizmasının bir ara ürünü olarak askorbik asit (C vitamini)
sentezlenir. Bu niteliğe sahip memeliler için askorbik asit vitamin
sayılmaz. Oysa, insan, maymun ve kobayların vücutlarında C vitamini
sentezlenemez; sadece besinlerden sağlanır. B1 vitamini hariç suda
çözünen vitaminler genellikle bitkisel kökenli besinler içinde
bulunurlar. Yağda çözünen A ve D vitaminleri, hayvan vücudunun bazı
dokusal kesimlerinde biriktiğinden böylece hayvansal ürünlere
geçtiğinden et, karaciğer, yumurta, balıkyağı, süt gibi hayvansal
kaynaklı besinlerde bulunurlar.
Hayvan beslenmesinde kullanılan bütün vitaminler endüstride kimyasal ve
mikrobiyolojik yollarla üretilirler. Böylece elde edilen vitaminlerin
hemen hepsi de akraba doğal vitaminlerin aynısı olduğu gibi, aynı
biyolojik etkileri meydana getirirler. Sadece etki nitelikleri yönünden
ayrım gösterebilirler. Sentez ve mikrobiyolojik yolla elde edilen
vitamin çeşitleri daha uygun doz ve karışım şekilleri altında
hazırlandıkları için toplu besleme ve sağaltım seçeneklerinde doğal
olanlardan daha da etkili olabilirler. Kaldı ki, bazı vitaminler, mum
veya jelatin içerisinde yayma, bulundukları ortamlara antioksidanların
katılması gibi özel koruyucu önlemlerle çevresel ve depolama
koşullarının dayanıklılıkları arttırılmış, istenildiği zamanda farklı
amaçlarla kullanılabilir hale getirilmişlerdir.
Bazı karotinoid pigmentleri su canlıları ve kanatlı yaşamı için
zorunludur. Özellikle üreme performansı yönünden taşıdıkları önem inkar
edilemez. Bir A vitamini kaynağı olan beta karoten evcil hayvanlardaki
yaşamsal etkinlikler ve üreme olayları için aynı derecede önem taşır.
Beta karoten ve steroller gibi bazı ön maddeler besinlerle birlikte
alındıktan sonra organizmada bazı değişikliklere uğradıktan sonra özgün
vitaminlere çevrilerek kullanılırlar. Böyle maddelere provitaminler adı
verilir. Bu duruma göre, bazı vitaminlerin besinlerde doğal olarak
bulunan ya da vücutta metabolik değişikliklerle şekillenen veya
kimyasal sentezle hazırlanan çeşitli şekilleri vardır. Aynı vitaminin
anılan çeşitli şekillerine onun vitamerleri adı verilir. Örneğin, D
vitamini D2, D3 ve K vitamininin de çok daha fazla sayıda vitameri
vardır. O halde, bazı vitaminler için bir tek vitamin çeşidinden değil
vitaminlerden söz edilebilir. Bu durumdaki vitaminlerin çoğunluğu yağda
çözünebilen niteliktedirler.
İnsan ve hayvanlar yaşamsal etkinlikleri için gerekli olan vitaminleri
başlıca 4 çeşit genel yoldan sağlarlar. Bunlardan en önemli ve en yaygın
olanı besinlerdir. Besin maddeleri çeşitlerine, bileşimlerine, yetişme
ve hazırlanma koşullarına, büyüme, depolama ve hazırlama tekniklerine
göre değişen yoğunluklarda ve çeşitlilikte vitamin içerirler. İkinci
önemli kaynak insan ve hayvanların sindirim sisteminde gerçekleşen
bakteriyel sentez yoludur. Bazı vitamin çeşitleri de bazı türden
hayvanların çeşitli dokularında sentezlenir. Belirtilen yollarla
sentezlenen vitaminlerin dış kaynaklardan sağlanması gerekmez. Çünkü,
böyle durumlarda, söz konusu bileşikler, vitamin olarak sahip oldukları
kritik önemlerini yitirirler.
Dış Etkiler Karşı Dayanıklılıkları:
Güneş ışığı, ısısal işlemler, demir gibi bazı metaller ve
oksijenin varlığında bir çok doğal pigmentin boyayan nitelikleri
kaybolur. Örneğin, mısır ve yeşil bitkilerin içeriğinde bulunan
karotenoidler, kanatlı yemleri için önemli bir vitamin kaynağı
oluştururlar. Güneş ışığı ve oksidasyon gibi dış etkilere bağlı olarak
vitamin değerlerinin azalması durumunda, özellikle yumurta tavuklarında,
hızla vitamin eksikliği baş gösterir. Böyle durumlarda karakteristik
pigment rengi yumurtaya geçmez. Yumurtaların rengi açılarak aromaları
bozulur. Böylece, iştahsızlık sarısı denilen bir durum ortaya çıkar. Bu
nedenle, bazı karotenoid pigmentlerinin kaçınılmaz şekilde yem katkısı
olarak günlük rasyonlara (yem karışımları) katılması gerekir.
Besinlerdeki yağda çözünen vitaminler ısı, hava ve ışıktan
etkilenmezler. Oysa, arı halde bulunan beta-karoten (provitamin A), E ve
K vitaminleri çevresel koşullarla kolaylıkla parçalanırlar. Tiamin,
folik asit, pantotenik asit ve özellikle askorbik asit gibi suda çözünen
vitaminler, besin maddelerinin kaynatma, fırınlama gibi ısısal işlemler
sırasında kısmen veya tamamen parçalanırlar. Riboflavin ve folik asit
ultraviyole ışığına duyarlıdır. Askorbik asit beklemekle çabucak
oksitlenir ve etkinliğini kaybeder. Hava ve ışık etkisiyle bozulabilen
vitaminleri içeren yem hammaddelerinin hiç değilse kolayca
parçalanabilen ve sık beslenme değişikliklerine yol açabilen
vitaminlerce zenginleştirilmesi öngörülür.
Geleneksel ilkelere göre hazırlanan yem rasyonları protein, karbonhidrat
ve yağ gibi temel besinleri karşılamalarına karşın, depolama ve koruma
süresi uzadıkça içerdikleri vitaminler, mineraller ve benzeri etkin
öğeler yönünden giderek fakirleşirler ve rasyon dengesi bozulur. Bu
çeşitten yemlerin ne denli vitamin kaybına uğradığına ilişkin bir fikir
verebilmek amacıyla kuru otun biçilmesi, kurutulması ve depolanması
aşamalarında karoten yönünden uğradığı kayıplar aşağıdaki tabloda
verilmiştir.
Karoten Miktarı Oranı
Taze Ot 213 mg/kg % 100
Taze Kurutulmuş Ot 29 mg/kg % 14
13 hafta süreyle depolanmış kuru ot 14 mg/kg % 7
28 hafta süreyle depolanmış kuru ot 4 mg/kg % 2
Yukarıda belirtilen nedenlerle geleneksel yöntemlerle beslenen hayvanlar
kış boyunca ve özellikle de ilkbahara doğru vitamin eksikliği riskiyle
yüz yüze kalırlar. Uzun süre vitamin içeriği yönünden yetersiz yemlerle
beslenmeleri sonucu hayvanlar giderek çok yönlü verim kaybına uğrarlar.
Hastalıklara dirençleri azalarak hastalanma ve ölüm oranı artar.
Belirtilen açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, yüksek verime yönelik
hayvan beslemesi sadece temel besin maddeleri yönünden zengin
rasyonların verilmesiyle gerçekleştirilemeyip, rasyonun dengeli miktarda
mineral tuzları, oligo elementler ve vitaminleri de içermesi zorunludur.
Hayvan Beslemede Vitaminlerin Önemi:
Günümüzde yüksek verimliliğin sağlanabilmesi amacıyla; kalıtsal
yönden daha üstün tür ve ırkların yetiştirilmesi, daha iyi bakım ve
hijyen koşullarının sağlanması, parazitler ve salgın hastalıklara karşı
koruyucu ve sağaltıcı hekimlik hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve evcil
hayvanlarda bireysel verimliliğin arttırılmasına yönelik, büyümeyi
hızlandırıcı eşemsel etkinlikleri düzenleyici ve arttırıcı, süt ve
yumurta verimini çoğaltıcı her çeşit yaşamsal etkinlikleri en uygun
koşullarda düzenleyici çeşitli kimyasal maddelerin geliştirilmesi, bolca
üretilmesi ve hayvancılık sektörlerinde yaygın bir biçimde kullanılması
seçeneklerine başvurulmaktadır.
Yüksek verimliliğin sağlanmasında hiç kuşkusuz özel ve seçkin
vitaminlerin kullanılması, bunların yüksek kaliteli ve ekonomik yem
karışımlarıyla uygun kombinasyonlar halinde bir araya getirilmelerinin
payı büyüktür. Günlük hayvan ihtiyacını karşılayan birkaç miligram ve
hatta mikrogram miktarındaki vitaminlerin varlığı günlük besinlerin
optimum düzeyde değerlendirilmesine ve düzenlenmesine olanak sağlar.
Yeterli ölçülerde vitamin desteğinin sağlanması halinde, büyüme
düzensizliklerini, gelişme hatalarını, eşemsel yetersizlikleri, verim
azlığını ve hastalık olasılıklarını en az düzeye indirirler. Diğer bir
anlatımla, modern yetiştiriciliğin başlıca garanti seçeneğini
oluştururlar. Üstelik belirtilen amaçlar için öngörülen vitamin masrafı
aynı gelir çeşidi ve sağaltım seçeneklerinin gerektirdiği diğer
girdilerden çok daha ucuza gelir. Kaldı ki, bu tür vitaminler katkı
maddesi olarak kullanıldıkları sürece, her çeşit hayvansal verim optimum
düzeyde artacağından belirtilen masraf giderleri hemen hiç ölçüsünde
kalır.
Evcil Hayvanlarda Vitamin İhtiyacını Etkileyen
Etmenler:
Evcil hayvanların günlük vitamin ihtiyaçları çeşitli faktörlere
göre önemli derecede farklılık gösterebilir. Yağda çözünen vitaminler
genellikle vücutta depo edildikleri için belli bir süre yetersiz
düzeylerde alınmaları koşuluyla, ciddi bir vitamin eksikliği
belirtileriyle karşılaşılmaz. Suda çözünen vitaminler genellikle bu
özelliğe sahip olmadıklarından ya günlük ihtiyaçları karşılayabilecek
miktarda ve düzenli olarak rasyonlarda alınmaları ya da hayvanların
sindirim kanalında bakteriyel ve dokularında kimyasal etkinliklerde
yeterli ölçülerde sentezlenmeleri gerekir.
Yüksek performans ve sağlıklı halin sürdürülmesi için gerekli vitamin
ihtiyacının belirlenmesi için, deney hayvanlarının yaş ve türlerine göre
bazı yaşamsal etkinlikler ölçüt olarak değerlendirilir. Belirtilen
ölçütler kapsamında olmak üzere, büyüme hızı, besin çevirme etkinliği,
denenen vitaminin kan düzeyi, eşemsel ve üreme etkinlikleri, kandaki
bazı enzimlerin düzeyi ve nihayet gece körlüğü, kemik külü oranının
azalması ve yaşam süresinin kısalması gibi vitamin eksikliği
belirtilerini önleyici etkinlikleri dikkate alınır.
Hayvan türlerinin vitamin çeşitleri, günlük ihtiyaçları ya her bir birim
yiyecek maddesine denk gelen ya da hayvanın kilogram canlı ağırlığına
düşen ünite veya mikrogram cinslerinden vitamin miktarları olarak ifade
edilir. Havyan türlerinde vitamin ihtiyaçlarını değiştiren başlıca
etmenleri aşağıdaki maddeler halinde toplamak olanaklıdır.
Tür:
Evcil hayvanlar arasındaki tür farklılığı vitamine olan nicel ihtiyaçta
önemli ayrımlar yaratır. Glukozdan askorbik asit sentezine aracılık eden
enzimlerin varlığı veya yokluğu, türün bu vitamine olan bağımlılığını
önemli derecede etkiler. Bütün evcil hayvanlar dokularında C vitamini
sentezleyebilirler; dolayısıyla, besinsel kaynaklı C vitaminine ihtiyaç
duymazlar. Bazı koşullarda D vitamini, kolin ve hatta inositol de
dokularda sentezlenebilir. Bununla beraber, son grupta toplanan
vitaminlerin dokusal sentezi evcil hayvanların günlük ihtiyaçlarını
karşılayamaz. Yukarıda belirtilenlerin dışında kalan bütün vitamin
çeşitleri hiçbir evcil hayvan türünün dokularında sentezlenemez. Bu
yüzden de, hepsinin dış kaynaklardan sağlanması gerekir.
Kanatlıların sindirim kanalında sentezlenen vitamin çeşitleri,
kullanılabilir vitamin ihtiyacına çok sınırlı bir kaynak oluşturur.
Çünkü sentezlenmeleri, sindirim kanalının bölümlerine besin içeriğinin
geçiş hızına ve sindirim sisteminin boyutlarına göre önemli derecede
değişebilir. Ayrıca, kanatlı hayvanlar rasyondaki vitamin yetersizliğine
karşı aşırı ölçüde duyarlıdırlar. Dolayısıyla, rasyonlarının günlük
ihtiyaçları karşılayabilecek ölçüde B kompleks vitaminleriyle
desteklenmesi gerekir.
Hayvan türlerinin A vitaminine olan ihtiyaçları karoten ve diğer
karotenoidleri A vitaminine çevirme etkinliklerine bağlıdır. Kanatlı
hayvanlar güneş ışığından yoksun ortamlarda rasyonlarıyla birlikte D
vitaminine ve bunun uygun ölçülerde değerlendirilebilmesi için de uygun
yoğunluk ve oranlarda kalsiyum ve fosfora gerek duyarlar.
Yaş ve Fizyolojik Durum:
Bir tür içerisinde yaş farklılıkları ve fizyolojik durum,
vitaminlere karşı olan nicel gereksinimi önemli derecede değiştirebilir.
Hayvan başına günlük ihtiyaç söz konusu olduğunda, ileri gelişme
aşamasında olan hayvanların vitamin ihtiyacı oldukça artar. Eğer günlük
rasyonun her birimine düşecek vitamin yoğunluğu yönünden vitamin
ihtiyacı dikkate alınırsa, büyümenin ilk aşamasında olan hayvanlarda
yemlerle birlikte alınan vitamin ihtiyacı en yüksek boyutlara ulaşır.
Hayvan ergenlik dönemine yaklaştıkça ılımlı bir şekilde vitamin ihtiyacı
da azalır. Normal fizyolojik durumun sürdürülebilmesi için yemlerle
birlikte alınan vitamin yoğunluğu en az düzeye iner. Üreme ve gelişmenin
başlangıcında yem birimleri içerisinde alınan vitamin ihtiyacı çarpıcı
bir biçimde artar.
Rasyonun Bileşimi:
Evcil hayvanlara verilen günlük rasyonların bileşimi bazı vitamin
çeşitlerine karşı olan nicel ihtiyacı önemli derecede arttırabilir. Bazı
vitaminlerin işlevsel etkinliği yine bazı besin çeşitlerinin
metabolizmasıyla yakından ilişkilidir. Bu tür temel besinsel öğelerin
rasyondaki yoğunluklarının değişmesine koşut bir şekilde vitamin
ihtiyaçları da değişir. (Örneğin, Tiamin ve karbonhidratlar)
Günlük rasyonda bulunan kalsiyum ve fosfor düzeyleri D vitamini
ihtiyacını etkiler. Her birim rasyondaki kalsiyum ve fosfor düzeyinin
artışına paralel bir şekilde D vitamini ihtiyacı da artar. Rasyonda
bulunan kalsiyum/fosfor oranı 1-1,5/1’de kaldığı sürece D vitamini
ihtiyacı da en düşük düzeyde kalır. Kalsiyum ve fosfor oranı belirtilen
limitin üstüne çıktığında veya altında kaldığında, optimal kalsiyumun
fosfora oranı büyük olduğunda ve bu değer değişimler gösterdiğinde, D
vitamini ihtiyacı daha da artar.
Rasyonda bulunan çoğul doymamış yağ asitleri içeriği tokoferol ihtiyacı
üzerinde etkili olur. Metabolik olaylarda tokoferol, dokusal düzeyde
doymamış yağ asitlerinin kontrolsüz oksidasyonunun önlenmesinde yardımcı
antioksidan madde olarak kullanılmaktadır. Rasyonda belirtilen
tokoferole olan gereksinim de kaçınılmaz bir şekilde artar.
Besinsel Öğeler Arasında Etkileşme:
Bir çok vitamin, diğer vitamin çeşitleri ve besinsel öğelerle
etkileşime girebilir. Böyle maddelerin rasyona katılan oran ve
düzeylerinin değişmesi de vitamin ihtiyacı üzerinde etkili olur. Hızla
büyüyen genç hayvanların rasyondaki koline olan ihtiyaçları B12 vitamini
ve folik asidin ihtiyaç sınırından daha fazla olur. Belirtilen vitamin
çeşitleri organizmada metil sentezine karışırlar ve kolin sentezi içinde
metil grupları temel maddeyi oluşturur. Aynı şekilde, rasyondaki
metiyonin düzeyi de kolin ihtiyacı üzerinde etkili olur. Vitamin
ihtiyacı bakımından niasin-triptofan arasındaki ilişki, rasyona katılan
besinsel öğeler arasındaki karşılıklı etkileşmeye tipik bir örnek
oluşturur. Triptofan içeriğince zengin olan bir diyet, evcil hayvanlarda
niasine olan ihtiyacı belirgin derecede azaltır. Tersine olarak, protein
bakımından fakir rasyonla veya mısır gibi az triptofan içeren rasyonla
beslenen hayvanların niasin ihtiyacı artar. Çünkü, bu vitamin hayvansal
dokularda diğer amino asitlerden sentezlenebilir. Aynı şekilde,
tokofelolle selenyum arasında da benzeri bir ilişki vardır. Çünkü
selenyum, tokoferolün bazı görevlerini etkili biçimde yüklenebilir.
Doymamış yağ içeriğince zengin rasyonlarla beslenen hayvanlarda K
vitamini eksikliği olabilir.
Isı ve Diğer Çevresel Faktörler:
Çevresel ısı ve rutubet evcil hayvanların günlük vitamin
ihtiyaçlarını etkiler. Genellikle çevre ısısı arttıkça besin tüketimi
ılımlı bir şekilde azalacağı için, birim rasyon için gerekli olan
vitamin ihtiyacı da azalır. Gerek güneş ışığı ve gerekse özel bir lamba
aracılığıyla yeterli dozda ultraviole ışığına maruz kalan hayvanlar
besinsel kaynaklı D vitaminine ihtiyaç duymazlar. Olumsuz iklim
koşulları çevredeki besin çeşitlerinin kısıtlı olmasına yol açarak,
besinlerle alınan vitamin miktarını azaltmaları yanında, beslenme
dengesini de bozabilirler ve böylece vitamin gereksinimlerini
değiştirebilirler.
Doğal Antivitamin Etkili Maddeler:
Mikroorganizmalar, bitkiler ve bazı hayvanlar tarafından meydana
getirilen bir dizi kimyasal madde, vitamin etkilerini yok edici olarak
davranır. Çürümüş tatlı yoncadan izole edilen dikumarol bunun en tipik
örneğini oluşturur. Bu madde karaciğerde K vitamininin normal işlevini
bozar ve kan proteinlerinin düzeyini düşürür. Dikumarolun bu antivitamin
K etkisi, rasyona katılan K vitamini düzeyini arttırmak suretiyle
ortadan kaldırılabilir.
Yapısal yönden piridoksine çok benzeyen bir madde içeren keten tohumu,
yeterli ölçüde tüketilmesi halinde, bu vitamini etkisizleştirir. Bu
nedenle, keten tohumu unu katılarak hazırlanmış rasyonlarla beslenen
piliçlerde belirgin derecede büyümenin gerilemesi ile kendini gösteren
olumsuz etkiye yol açar. Çünkü, böyle bir etkileşimle gerek rasyona
katılan ve gerekse kanatlı vücudunda bulunan B6 vitamininin etkisi yok
edilmektedir. Böyle durumlarda rasyona katılan B6 vitamininin
yoğunluğunun daha da arttırılması gereklidir. Aynı şekilde, benzer
etkileri olan ilaçlar da bu vitamine olan ihtiyacı arttırırlar.
Ham yumurta albümini içeren rasyonlar, normal koşullarda besinsel
kaynaklı biotine ihtiyaç duymayan hayvan türlerinin hepsinde bu
vitaminin eksikliğine yol açar. Çünkü yumurta albümini sindirim
kanalında biotinle bağlanan ve onun emilmesini engelleyen avidin adlı
bir maddeyi içerir. Isısal işlem uygulanmamış yumurta albümininde avidin
inaktive olduğundan biotinin normal emilmesini engellemez.
İlaçlar ve Diğer Kimyasal Bileşikler:
Bazı bakteriyel enfeksiyonların kontrolü ve sağaltımı amacıyla
hayvanlara ağızdan verilen sülfonamidler ve sülfonamidli yem katkı
maddeleri evcil hayvanlarda folik asit ihtiyacını arttırır. Çünkü,
bakterilerde para-amino benzoik asit kullanımını engellemek suretiyle
etkileyen bu gruptan ilaçlar, folik asit molekülünün bir parçasını
oluşturan, aynı maddenin konakçı organizması tarafından da
kullanılmasını olumsuz yönde etkileyebilir.
Sülfonamidler, sindirim sisteminde, B kompleks vitaminlerinin sentezine
katılan mikrofloradaki dengeyi olumsuz şekilde değiştirmek ve daha az
vitamin sentezine yol açmak suretiyle, B kompleks vitaminleri ihtiyaını
arttırırlar.
Ağız yoluyla sağaltıcı dozlarda verilen penisilinler ve tetrasiklinler
gibi antibiyotikler de gerek yukarıda açıklandığı gibi vitamin sentezine
katılan bakteriyel florayı bozmak ve gerekse henüz açıklanamayan
nedenlerle hayvanların vitamin ihtiyaçlarını arttırabilirler. Oysa,
büyüme hızlandırıcı olarak düşük yoğunluklarda sürekli olarak verilen
antibiyotik çeşitleri, bazı B kompleks vitaminlerine karşı günlük
ihtiyacı azaltırlar. Bu yöndeki olumlu etkisinin, yararlı
mikroorganizmalar yönünden değişikliğe yol açmasından kaynaklandığı
şeklinde değerlendirilmektedir.
İstek dışı yollarla kirletici olarak hayvan yemlerine karışan ya da
ortamda bulunması sonucu besinlere yansıyan bazı maddeler de hayvanların
vitamin ihtiyaçlarını arttırırlar.
Yüksek yoğunluklarda nitrat içeren tahıllar, sürekli tüketme durumunda
olan hayvanlarda karoten ve A vitamininin sindirim sisteminde
oksidasyonuna sebep olmak, bu sistemden emilmesini azaltmak ve
karaciğerdeki A vitamini deposunu hızla tüketmek suretiyle evcil
hayvanların günlük A vitamini ihtiyaçlarını arttırırlar.
Diğer Faktörler:
Hayvan türleri ve ırkları arasındaki genetik faktörler, hastalık
ve stres halleri da vitamin ihtiyaçları üzerinde etkili olabilir.
Genetik mutasyon gösteren bazı hayvan populasyonları bazı vitaminlere
karşı daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bazı beyaz legorn yumurta
tavuklarının damızlık yumurtalarında embriyo şekillenebilmesi ya da
yumurtadan civciv çıkma oranının artabilmesi için daha fazla riboflavine
ihtiyaç duyarlar.
Hastalanmış hayvanlar genellikle fazla vitamin kullanırlar. Sindirim
sistemi hastalıklarında ve bu sistemin bazı patolojik durumlarında bazı
vitaminlerin emilmesi oldukça azalır. Karaciğerde bulunan vitamin deposu
azalır veya tümüyle tükenir. Ağır ve uzunca süren hafif ateşli
hastalıklar, travma, hipertrodizm ve ağır doku harabiyetiyle kendini
gösteren metabolik hastalıklarda, kaçınılmaz şekilde vitamin ihtiyacı
artar.
Kümes alanların en iyi şekilde değerlendirilmesi, yapay aydınlatma,
havalandırma, aşılama ve hijyenik önlemler güvercin yetiştiriciliğinin
vazgeçilmez öğeleridir. Ancak, belirtilen uygulamalar aynı zamanda
hayvanlarda huzursuzluk ve zaman zaman korkuya yol açan etkenler
niteliğindedir. Aynı sürüdeki hayvanlar arasındaki cüsse ve uyum
farklılıkları daha fazla yem yiyebilmek, su içebilmek ve üstünlük
sağlayabilmek amacıyla süregelen kavgalar da ilk gruptakilere eklenince
stres etkisi kaçınılmaz olmaktadır. Belirtilen hayvanlar göz önünde
tutularak hayvanların vitamin ihtiyaçlarını optimum düzeyde karşılanmak
suretiyle, söz konusu streslerin yaratabileceği olumsuz etkiler olanak
ölçüsünde azaltılabilir.
Evcil Hayvanlar Yönünden Önem Taşıyan Başlıca
Vitaminler:
Bugün için evcil hayvanlarda yaşamsal etkinliklerin sürdürülmesi
ve sağlıklı hallerinin korunabilmesinde etkili olan 13 çeşit vitamin
bulunduğu kabul edilir. 13 çeşit vitamin dışında kalan bazı maddelerin
vitamin nitelikleri kanıtlanmıştır. Vitaminler grubuna dahil olan bu tür
maddeler orotik asit (B13), inositol, lipoik asit veya tioktik asit,
rutin (P), ksantopterin (B14), ubikinon (Koenzim Q1), karnitin (T1),
pangamik asit (B15) maddelerini kapsar. Bağımsız vitamin niteliklerine
sahip olan başka bileşikler de vitamin olarak önerilmiş olmakla beraber,
bu yöndeki görüşler henüz kesinlik kazanmamıştır. Vitaminleri
sınıflandırabilmek bakımından, yağda çözünen vitaminler ve suda çözünen
vitaminler olarak iki sınıfa ayırmak bir kural haline gelmiştir. Yağda
çözünenler, A, D, E ve K vitaminlerini ve suda çözünen vitaminleri de B
kompleks ve C vitaminleri ile vitamin olarak ileri sürülen kolin ve
inositolu kapsar.
Vitaminlerin alfabetik harflere göre adlandırılmasının tarihsel bir
değeri vardır. İlk zamanlar, kronolojik bulunuş sıralarına göre böyle
bir adlandırma yöntemine başvurulmuştur. Günümüzde vitaminlerin diğer
ilaçlar gibi, genellikle kimyasal yapılarına dayanan genel adlarıyla
belirlenmeleri tercih edilmektedir.
Vitamin İhtiyacının Değerlendirilmesi:
Bütün hayvan türleri, çeşitli etmenlerin ve streslerin etkisi
altındadır. Buna koşut olarak, canlı yapıda süregelen metabolik
etkinliklerde belli sınırlar içerisinde sürekli değişim halindedir.
Ayrıca, aynı türden hayvan popülasyonları arasında bile vitaminlere
karşı dayanıklılık yönünden ayrımlar vardır. Belirtilen duruma bağlı
olarak her türde ve bireysel düzeydeki vitamin ihtiyacında sürekli
dalgalanmalar olabilir. Belirtilen hususlar göz önünde tutulduğunda,
ayrı ayrı hayvan türleri için belli rakamlarla sınırlanan kesin bir
ihtiyaç düzeyinin belirlenmesi hemen hemen olanaksızdır. Ancak, belirli
koşullar altında geçerli olabilen ampirik (deney ve gözleme dayalı)
değerler saptanabilir. Hayvanlar üzerinde yapılan geniş boyutlu
deneylerle ölçülen değerler bile sadece o denemenin yapıldığı koşullar
çerçevesinde geçerli olabilir. Deney kapsamını ve düzenini belirleyen
ölçütler sonucun yorumunu önemli derecede etkiler. Belirlenen vitamin
ihtiyaının ağır koşullarda beslenen hayvanlara mı, yoksa verim sağlayan
hayvanlara veya fizik gücünden yararlanılan hayvanlara mı ait olduğu
hususları, ihtiyacın belirlenmesinde önemli ölçütlerdir.
Evcil hayvanlar üzerinde yapılan gözlemler, yüksek düzeylerde verim
sağlanabilmesi için, bu minimal değerlerin anlamlı ölçülerde
yükseltilmesi gerektiği gerçeğini ortaya koymuştur. Çeşitli türden
hayvanlarda farklı fizyolojik durumlarına göre günlük vitamin ihtiyacı
rasyona katılan besinsel öğelerdeki var olan vitamin yoğunluklarıyla
kabaca saptanabilir. Ne var ki, çeşitli besin maddeleri ve yemlerde
bulunan vitaminlerin farklı şekillerde değerlendirilmesi de günlük
ihtiyacın hesaplanmasında ayrı bir sorun yaratır. Bitkisel besinlerdeki
beta-karoten ve B2 vitamini bölümsel olarak değerlendirilir. Bu
vitaminlerin bitkisel hücrelerin bazı bölüm ve dokularına kuvvetlice
bağlandığı ve sindirim sistemindeki fermentlerin, belirtilen çeşitten
vitaminleri tümüyle dokulardan ayıramadıkları kabul edilir. Öte yandan,
doğal kaynaklı vitaminlerin ne oranda değerlendirilebildiği hususunu
kesin rakamlarla değerlendirebilmek zordur.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında evcil hayvanların günlük vitamin
ihtiyaçlarına ilişkin şu genellemeler yapılabilir. Hayvan türleri için
saptanan ortalama minimal günlük ihtiyaç değerleri çok sayıda araştırma
sonucuna dayanan rakamsal verilerdir. Bunlar, biyolojik değişmeler ve
deneylerle ilgili hatalar yönünden sadece ortalama değerler olarak kabul
edilirler. Bireysel değerler ise bu ortalamalardan büyük ölçüde ayrım
gösterirler. Bu nedenle de, hayvanların vitamin ihtiyaçları
karşılanırken öngörülen miktarlar, en olumsuz koşullar altında bile
yetersizlik ortaya çıkmayacak şekilde güven payı eklentileriyle
arttırılması gerekir. Vitaminler, diğer etkin öğeler kadar, yüksek
zehirlenme riski yaratmazlar. Ancak, A ve D vitaminleri gibi bazı
çeşitlerin günlük alım miktarları sürekli olarak günlük alım miktarının
çok üstünde tutulursa, hipervitaminozis olarak adlandırılan
zehirlenmelere sebep olabilirler.
Ayrı ayrı hayvan türleri için saptanan ortalama minimal günlük ihtiyaç
değerleri, genel bir kural olarak “önerilen günlük rasyonlarda” bulunan
vitamin içeriğinin yarısı ile beşte biri arasında kalır. ABD İlaç ve
Gıda Örgütünce, bir dozaj formu içerisinde, günlük rasyonun içerdiği
vitamin değerlerinin en fazla yarısına eşdeğer miktarda vitamin içeren
spesiyaliteler, ilaç olarak değil, besin maddesi olarak kabul
edilmektedir. Yine, bir dozaj formunda günlük rasyonda bulunabilen
vitamin değerinin iki buçuk katından daha fazla vitamin içeren
spesiyaliteler ilaç olarak değerlendirilmektedir. Belirtilen iki grubun
arasında kalan değerler de vitamin tutan spesiyaliteler “besin katkı
maddesi” olarak işlem görmektedir.
Normal Vitamin İhtiyacının Karşılanması:
Uygun seleksiyon ve yetiştirme, sağlıklı damızlık seçimi,
periyodik aşı uygulaması, barınak ve çevre koşullarının iyileştirilmesi
ile en uygun yem karışımlarının seçilerek düzenlenmesi sayesinde evcil
hayvanların verimleri optimum düzeyde arttırılabilmiştir. Belirtilen
boyutlarda hayvansal verimliliğin arttırılmasında vitaminlerin inkar
edilemeyecek derecede büyük katkıları olduğu bir gerçektir. Kaldı ki,
yüksek verime paralel bir şekilde besin tüketimi de artacağından, böyle
durumlarda rasyonların polivitamin kombinasyonlarıyla desteklenmesi
kaçınılmaz olur.
Minimum Düzeyde Vitamin Sağlanması:
Bu tür destekleme şeklinde verimde olan hayvanın günlük vitamin
kaybını karşılamak ve aşırı verim sonucu klinik vitamin eksikliği
sendromlarının önlenmesi amaçlanır.
Optimal Düzeyde Vitamin İhtiyacının Karşılanması:
Bunda olanaklı en iyi gelişme hızı ve besin kullanımı, sağlıklı
durumun sürdürülmesi, hastalıklara direnç ve yeterli derecede vücut
rezervinin şekillenmesini garanti edecek derecede vitamin destek düzeyi
genellikle minimal destek düzeyinin birçok katı daha yüksek boyutlarda
olmaktadır.
Suboptimal Düzeyde Vitamin İhtiyacının
Karşılanması:
Böyle bir katkı düzeyi, vitamin katkısında eksiklik sınırını
oluşturur. Belirtilen düzeydeki katkı durumuyla klinik eksiklik
belirtileri görülmeksizin hayvanın büyümesi, sağlığı veya performansı
olumsuz yönde etkilenebilir. Böyle suboptimal katkı uygulamalarıyla
pratikte de oldukça sık karşılaşılır. Dolayısıyla, bu çeşit rasyonlarla
beslenen hayvanlarda tam nitelendirilemeyen performans düşüklüğü,
hastalıklara karşı duyarlılık durumu, fertilitenin (üreme gücü) azalması
ve büyüme döneminin uzaması gibi durumlarla karşılaşılır. Bu nedenle,
pratik bir hayvan beslemede, sürekli halde optimal ölçülerde vitamin
ihtiyacını karşılayacak düzeyde vitamin sağlanması gerekir.
Vitaminli Yem Katkıları:
Evcil hayvanların optimal performansları için gerekli olan
vitamin katkısı besinsel öğelerin içerdiği total vitaminlerin biyolojik
kullanımı ve rasyona katılan vitamin eklentilerini karşılar. Bir kural
olarak, özellikle yüksek performanslı hayvanlar sözkonusu olduğunda, yem
rasyonunu oluşturan bütün besinsel öğelerin vitamin içerikleri
hayvanların günlük vitamin içeriği çok düşük düzeylerde kalır. Öte
yandan, bazı vitamin çeşitleri bölümsel olarak biyolojik yönden
kullanılabilir ve bazıları da dayanıksız olduğundan depolanma aşamasında
giderek azalır. Belirtilen nedenlerle, verimlerinden yararlanılan
hayvanların belirgin performans kaybına uğramamaları için, hayvan
rasyonunun endüstriyel vitamin ürünleriyle desteklenmesi kaçınılmaz
olur.
Güvenlik Yem Katkısı:
Günlük vitamin ihtiyacı bir hayvandan diğerine değişir. Bu durum
rasyonun kompozisyonu, genetik yapı ve çevresel faktörlerden etkilenir.
Bu nedenle farklı şartlar altında bireysel olaylar için kesin bir
vitamin ihtiyacının ölçülmesi ve tam olarak karşılanması hemen hemen
olanaksızdır. Bundan dolayı, pratik hayvan beslemede vitamin desteği
genellikle “güvenlik supplemanı” olarak adlandırılan bir katkı
sistemiyle karşılanır.
Yem rasyonlarının bireysel vitaminlerle desteklenmesinde, hayvanların en
yüksek düzeydeki vitamin ihtiyacını en iyi şekilde karşılayabilmek düzey
ve kombinasyonlarla sağlanmasını esas alır. Bu tür desteklemede yem
hammaddelerinde bulunan doğal vitamin değerlerindeki anormal
farklılıkların da dikkate alınması gerekir.
Örneğin; Yumurta tavuklarının rasyon içerisindeki günlük B2 vitamini
ihtiyacı 5-8 mg/kg yem arasındadır. Ancak, yumurtlayan damızlık
tavuklar, yumurta vitamin katkısını karşılayabilmek, yumurtadan civciv
çıkma oranının artışını sağlayabilmek, civcivlerde düşük mortalite
(ölüm) ve iyi bir büyüme potansiyelini garanti edebilmek için daha fazla
B2 vitaminine ihtiyaç duyarlar. Belirtilen nedenlerle, damızlık anaç
tavuk yemlerine katılacak B2 vitamini yoğunluğunun 7-10 mg/kg düzeyinde
tutulması yerinde olur.
Özel Vitaminli Yem Katkıları:
Yemleme, verim ve özel performans gerektiren durumlarda strese
giren hayvanlar için özel bir vitamin desteği gerekebilir. Barınak
değişikliği, taşınma, yem değişmesi, aşılama, iklimsel değişimler,
hastalık ve sağaltım durumu, çiftleşme mevsimi ve zamanı gibi durumlar
hayvanlarda değişik derecelerde strese yol açabilir. Böyle durumlarda
metabolik etkinlik artar, vitaminlerin bakteriyel sentezi bozulabilir.
Besin tüketiminin azalması sonucu vitamin alımı azalabilir. Belirtilen
durumlarda, optimal düzeyde vitamin ihtiyacı sağlanamayabilir. Üstelikte
paraziter hastalıklar, ishal ve ilaçla sağaltım sırasında eksikliğe yol
açabilecek derecede vitaminlerin absorbsiyonu (emilim) ve biyolojik
kullanımı azalır.
Yukarıda açıklanan durumlardan, vitamin eksikliği ile optimal düzeyde
vitamin sağlanması arasındaki dengesizliğin özel vitamin desteğiyle
karşılanması gerekir. Bu da yüksek vitamin içerikli özel yemler
kullanmak suretiyle sağlanabilir. Ayrıca, sınırlı sürelerde yemlere ve
sulara katılmak üzere hazırlanan toz ve sıvı şeklinde vitamin
spesiyaliteleri de vardır. Bu şekilde suplementler hayvanlara yem veya
su içeriğinde verilebilir.
Toksiniteleri ve Güvenlik:
Evcil hayvanlar, A ve D3 vitaminleri hariç diğer bütün
vitaminlerin günlük gereksinimlerinin 100-1000 katına denk gelen aşırı
derecedeki yüksek dozlarına herhangi bir hasar ve toksik belirti
göstermeksizin dayanabilirler. Kanatlılar, kısa bir süre için herhangi
bir sakıncalı etkiye yol açmaksızın, her kilogram yemde 500.000 İÜ A
vitamini ve 50.000 İÜ D3 vitaminine dayanabilirler. Bununla beraber
normal günlük ihtiyaçlarının çok üstünde olan vitamin desteğinden
kaçınmak gerekir. Çünkü, normalin çok üstünde verilen vitamin katkıları
fazladan herhangi bir yarar sağlayamayacağı gibi ekonomik yönden de
gereksiz masraflara yol açar.
Vitamin Eksikliği:
Hayvan türlerinde günlük vitamin ihtiyacını arttıran faktörlerin
süreklilik kazanması halinde, günlük rasyonla alınan normal düzeylerdeki
vitamin çeşitleri, hayvanın ihtiyacını uzun süreçte karşılayamaması
sonucunda vitamin eksikliği baş gösterir. Hayvanlarda vitamin
eksikliğine yol açan başka etmenler de bulunmaktadır. Bunların başında
da günlük rasyonun hayvan türünün ihtiyacına yetecek kadar vitamin veya
vitaminleri içermemesi gelir. Sindirim kanalında şekillenen bozukluklara
bağlı olarak bazı vitaminlerden yeterince yararlanılmaması ya da
besinlerin sindirim ve emilmesinin bozulması diğer önemli bir etkeni
oluşturur. Rasyondaki yağ içeriğinin azalması, sindirim ve emilimin
bozulduğu kronik sindirim sistemi hastalıklarında yağda çözünen
vitaminlerin eksikliğine bağlı sendromlar gelişir. Kronik ishal
durumlarında, suda çözünen vitaminlerin emilmesi de azalır.
Vitamin ihtiyacını artıran durumlarda, sadece besinle alınan vitaminler
yeterli olmayabilir. Böyle koşullarda, uzun süre normal rasyonla
beslenen hayvanlarda çok yönlü vitamin eksikliği sendromları baş
gösterir. Vitaminin çeşidine göre değişmek üzere, uzun veya kısa bir
süre eksik vitaminle beslenen hayvanlarda önce klinik belirti vermeyen
(subklinik) metabolizma bozuklukları ve diğer tür bozukluklar gelir.
Subklinik vitamin eksikliği durumları, belirgin vitamin eksikliği
belirtilerine oranla daha sık oluşurlar.
Rasyon içerisinde sürekli halde minimum ihtiyacın altında vitamin
alımına bağlı olarak vitamin eksikliğinden de söz edilebilir. Normal
koşullar altına yetersizlik belirtilerine yol açmayan böyle durumlar,
beklenmedik bir stres ortaya çıkınca, doğrudan yetersizlik sendromları
olarak kendilerini gösterirler.
Hayvan organizmasına bir veya birkaç vitamin uzun süre hiç alınmaz veya
çok düşük düzeylerde alınırsa, genelde avitaminozlar olarak bilinen
eksiklik sendromları gelişir. Bunun sonucunda vitamin çeşidine göre
belirli metabolik olaylar aksadığından hayvanlarda verimlilik azalır,
büyüme geriler veya tümüyle durur. Erkek ve dişi hayvanların üreme ve
eşemsel etkinlikleri olumsuz yönde etkilenir. Enfeksiyon ve paraziter
hastalıklara yakalanma kolaylaşır. Hastalanma ve ölüm oranları artar.
Bazı vitaminlerin organizmada sürdürülen metabolik olaylardaki etkisi
çok özel olduğundan eksikliğinde veya yokluğunda organizmada bir veya
birkaç metabolik olay aksar. Sonuçta oldukça tipik yetersizlik
belirtileri ortaya çıkar.
A VİTAMİNİ (Retinol):
Temel vitaminlerden biridir. Besinlerle provitamin olarak beta
karoten halinde alınır. Görmeyi sağlayan rodopsin (loş ışıkta) ve
iyodopsin (parlak ışıkta) adlı pigmentlerin oluşumunu sağlar ve görme
üzerinde etkilidir. Büyüme ve dokuların iyileşmesinde katkı sağlar.
Kemik dokusunun sağlığı, hasar gören dokuların onarılması ve enfeksiyon
etkenlerinden korunmasını sağlar. Hücrelerin yer aldığı dokunun
gerektiği şekilde farklılaşmasını ve yapısının sağlamlığını sağlar.
Serbest radikalleri nötralize eder. Dış kaynaklı zararlı maddeleri
bağlayıp, antioksidan özelliği ile vücuttaki olası hasarları önler. A
vitamini, normal gelişmeyi ve vücut direncini sağlar. Vücut bağışıklık
sistemindeki T lenfositleri uyararak hücrelerin farklılaşmalarını
kontrol eder.
Eksikliğinde loş ışıkta görme bozulur. Vücudun bağışıklık sistemi
zayıflar ve hastalıklara karşı direnç azalır. A vitamini
yetersizliğinde; kanatlılar zayıflar, tüyleri kabarır, kuluçka verimi
düşer, burun deliklerinden ve gözlerinden sulu akıntı gelir, göz
kapakları birbirine yapışır. İleri durumda, gözlerde peynirimsi
birikimler oluşur. Performans yitimi, iştahsızlık ve sindirim sisteminde
problemler görülür.
Balık yağı, karaciğer, mandıra ürünleri ve yumurtada hazır A vitamini;
havuç, domates, sarı patates, taze kayısı ve yapraklı sebzelerde A
vitaminine eşdeğer karoten olarak bulunur.
B1 VİTAMİNİ (Tiamin):
Isıya oldukça dayanıklı bir bileşiktir. Asit ve nötr eriyiklerde
100o C’de 1 saat ısıtıldığında çok az bir kısmı tahrip olmaktadır. Daha
yüksek ısılarda ve alkali eriyiklerde yıkılması artmaktadır.
Karbonhidrat metabolizmasında rol alarak hücresel düzeyde enerji
üretimine katılır. Glikozun oksitlenmesine yardım eder. Yağ asitleri ve
sterollerin üretimine katkı yapar. Bu sayede besinlerle alınan
karbonhidratların gerekli olduğunda kullanılmak üzere yağa çevrilerek
depolanmasını sağlar. Sinirsel iletide görevi olan asetil kolin
maddesinin üretilmesine destek verir ve sinir sistemi fonksiyonlarının
işlemesine yardımcı olur. Büyümeyi düzenler.
Kanatlılarda eksikliğinde organizmanın karbonhidratlardan enerji
sağlanması engellenir. Özellikle metabolik aktivitesi yüksek olan
beyinde ve kaslarda ağır bozukluklara neden olur. Ayrıca su dengesi
bozulur ve büyüme geriler. Çeşitli türlerde ortaya çıkan dış belirtiler
değişik şekillerde kramplar ve felçlerdir. Kanatlılarda başın geriye
doğru bükülmesi tipik bir semptomdur. Tiyamin yetersizliği, polinevrit
olarak adlandırılır ve ergin kanatlılarda yetersiz beslenmeden 3 hafta
sonra, yavrularda ise 9-12 gün sonra ortaya çıkar. Belirtiler iştahın
kaybolması, canlı ağırlık kaybı, tüylerin görünüşünde bozukluk, bacak
zayıflığı ve sallantılı bir yürüyüş şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ayrıca
dokularda ve deride ödemeler oluşmaktadır.
Kuru bira mayası, tahıllar, kuruyemiş (fındık, fıstık, ceviz) ve
baklagillerde (fasulye, nohut, mercimek) bol miktarda bulunur. 1 kg yem
içinde 0,5 mg tiamin bulunmalıdır.
B2 VİTAMİNİ (Riboflavin):
Riboflavin, portakal sarısı renkte, iğne biçiminde kristal bir
bileşiktir. Bu bileşikler 2920 C’de parçalanarak erirler. Aseton,
benzen, klorıform ve eterde erimez. Oda sıcaklığında, suda az miktarda
alkali eriyiklerde çok fazla miktarda erir. B2 vitamini, vücutta çok az
miktarda depolanabildiğinden günlük olarak karşılanmalıdır. Vücutta
enzim faaliyetlerine katılır. Stres gibi durumlarda gereksinimi
artmaktadır.
B2 vitamini, nükleotid denilen maddelerle birleşerek enzim sentezine
girerler. Bu enzimler aracılığıyla oksidasyon-redüksiyon işlevlerini
yapar. Enerji üretiminde rol oynar. Yağ asitlerinin yakılmasını,
hücrelerin gelişimini etkileyerek oksijenin daha iyi kullanılmasını
sağlar. Kandaki alyuvarlarda bazı amino asitlerin yapımına katkı sağlar.
Eksikliğinde büyümenin durması, sindirim sisteminde problemler,
performansın azalması, üreme veriminde düşme gibi belirtiler ortaya
çıkar. Gereğinden fazla B2 vitamini alındığında, idrar ve dışkı yoluyla
atıldığından olumsuz bir etki meydana gelmez.
Kuru mayalar riboflavince çok zengindirler. Balık unu ve yağlı tohumlar
da hayvanların riboflavin ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurlar.
100 gram bira mayasında 1,5-4,0 mg olmak üzere en yüksek oranda bulunur.
1 kg yem içinde 5 mg riboflavin bulunmalıdır.
B3 VİTAMİNİ (Niasin):
Isı ve ışığa karşı dayanıklı olan B3 vitamini, karaciğerde az
miktarda depolanabilir. Besinlerle alınan 60 mg triptofandan 1 mg B3
vitamini elde edilir. Protein, yağ ve karbonhidrat gibi besin
maddelerinin vücutta kullanılmasını sağlar. Hücresel düzeyde enerji
üretilmesinde önemli görevi vardır. Yağ asitlerinin sentezinde
etkilidir. Beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde etken maddedir.
Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına destek verir. Kan dolaşımına
olumlu etkisi vardır. Beyin ve sinir sisteminin sağlıklı çalışmasında
etkilidir.
Eksikliğinde çabuk yorulma, iştahsızlık, sindirim sistemi sorunları gibi
belirtiler ortaya çıkar. Güvercinlerin hızlı metabolizmaları nedeniyle
enerji ihtiyaçları da yüksek olduğundan B3 vitamininin düzenli olarak
verilmesi yararlıdır.
Doğal olarak bira mayası, bezelye, tahıl kepeği, buğday, yer fıstığı B3
vitamini ve triptofan yönünden zengindir. 1 kg yem içinde 20 mg
nikotinik asit bulunmalıdır.
B5 VİTAMİNİ (Pantotenik Asit):
Bütün canlı organizmalarda bulunan B5 vitamini, vücutta
depolanmadığı ve suda çözünebildiği için kolayca atılır. Bu nedenle
günlük olarak alınması gerekir. Nemli ısıya, oksidasyon ve redüksiyona
dayanıklı olmasına karşın, asit, alkali ve kuru ısıya karşı
dayanıksızdır. Tahılların içindeki B5 vitamini öğütülme sırasında % 50
oranında kayba uğrar. Antistres özelliği bulunan B5 vitamini; sindirim
sistemi üzerinde olumlu katkı sağlar. Kandaki alyuvarların ve bağışıklık
sisteminde rol alan maddelerin yapımına yararlıdır. Enerji üretiminde de
rol alır.
B5 vitamini, bir miktar bağırsaklarda üretildiği ve doğada bol miktarda
bulunduğundan eksikliğine pek rastlanmaz. Eksiklik durumu öğütülmüş
tahıllarla beslenme ve antibiyotik tedavisi sonucu bağırsaktaki yararlı
bakterilerin ölmesi sonucu ortaya çıkar. Kuluçka randımanının azalması,
performans düşüklüğü, iştahsızlık, sindirim sistemi problemleri, deride
bozulma, büyüme ve gelişme gerilemesi, tüylerde bozulma belirtileri; B5
vitaminin yetersizliğine işarettir.
Karaciğer, yumurta sarısı, mayalar, buğday ve kepek B5 vitamini yönünden
zengindir. 1 kg yem içinde 10 mg pantotenik asit bulunmalıdır.
B6 VİTAMİNİ (Pirodoksin):
Alkali ortamda, güneş ışığı etkisiyle, ısı ve uygunsuz depolama
koşullarında etkisizleşen B6 vitamini, canlı organizmada yaşamsal önemi
olan bir çok fonksiyonu yerine getirir. Proteinin yapıtaşlarından olan
nükleik asit sentezine katılır, amino asitlerin bağırsaktan emilerek
kana ve kandan hücrelere iletilmesi için gereklidir. Ayrıca amino
asitlerin yapım, yıkım ve birbirlerine dönüştürülmesine yardımcı olur.
Enerji üretilmesinde karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında
etkilidir. Ayrıca karaciğerde depolanan glikojenin gerektiğinde
salınmasını sağlar. Bağışıklık sisteminde antikor ve akyuvar oluşumunda
rol alır. DNA ve RNA sentezi ve işlevlerinin gerçekleşmesinde etkilidir.
Hastalıklara karşı direnç sağlar. Serotonin maddesinin yapımına
etkilidir. B12 vitamininin emilimine, magnezyum, çinko ve selenyum
elementlerinin vücuttaki işlevlerine katkı sağlar. Sodyum ve Potasyum
dengelerini sağlayarak hem vücudun sıvı dengesini korur hem de sinir,
kalp ve kas dokularının elektriksel aktivitesine yardımcı olur.
Eksikliğinde hastalıklara karşı direncin düşmesi, performans düşüklüğü,
adale zayıflığı, kansızlık, sindirim sistemi problemleri ve büyüme
geriliği görülür. Bilinen en zengin kaynağı arı sütüdür. Soya fasulyesi,
çiğ sebzeler, yumurta, karaciğer, patates B6 vitamini açısından
zengindir. Tohum ve taneler bu vitamince fakirdirler.
B11 VİTAMİNİ (Folik Asit):
Bağırsak bakterileri tarafından da üretilen B11 vitamini; ısı,
ışık uzun süreli depolama ve pişirilme esnasında bozulur. Karaciğerde
uzun süreli olarak bir miktar depolanır. Folik asit incebağırsağın ilk
kesiminde emilir, sonra karaciğere giderek orada metabolize olur.Folik
asit; amino asit, protein ve sinir sistemi iletisinde kullanılan bazı
iletken maddelerin yapımında rol alır. Hücre bölünmesinde ve hücrenin
genetik yapısının oluşması için şart olan DNA ve RNA sentezinde
etkilidir. Bu etkisiyle büyümeyi de sağlar. kırmızı renkli kan
hücrelerinin (alyuvar) üretimi, büyümesi ve yeniden oluşumu için gerekli
olan RNA ve DNA gibi nükleik asitlerin meydana gelmesine yardımcı olur.
Akyuvar denilen kan hücrelerinin yapımında bulunur. Hastalıkların
iyileşme sürecinde ve tedavi sonrasında, vücut direncinin arttırılması
ve stres altında olunması durumunda kullanılır.
Folik asit eksikliğinde; kansızlık, iştahsızlık, kilo kayıpları, ishal
gibi sindirim sistemi problemleri ortaya çıkar. Yavrularda gelişme
geriliği, zayıf tüylenme gibi belirtiler ortaya çıkar.
Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, bira mayası, karaciğer,
böbrek, yumurta, zarı alınmamış tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık,
mercimek, ıspanak, yonca, yosun, maydanoz, nane, baklagiller ve tohumlu
gıdalarda bulunur. 1 kg yem içinde 1 mg folik asit bulunmalıdır.
B12 VİTAMİNİ (Siyanokobalamin veya Kobalamin):
Bitkisel kaynaklı besinlerde bulunmayan B12 vitamini, bağırsak
bakterileri tarafından üretilebilir ancak bu vücuda pek yarar sağlamaz.
Çünkü bakteriler kalın bağırsakta bulunur ama bu vitamin ince
bağırsaklardan emilebilir. Bu nedenle düzenli olarak yem karışımlarında
bulunmalıdır. Yapısında kobalt, fosfor gibi mineraller de bulunur ve
karaciğerde depolanır.
Gelişim döneminde hücrelerin çoğalmaz hızı yüksek olduğundan, bu dönemde
B12 vitaminine olan ihtiyaç artar. Folik asitle birlikte DNA sentezinde
yer alır. Yağ, protein ve karbonhidrat metabolizmalarında etkilidir.
Sinir hücrelerinin miyelin adı verilen kılıfının yapılması ve korunması
için gereklidir. Kırmızı kan hücrelerinin yapım ve değişiminde rol alır.
Eksikliğinde sinir sisteminde problemler oluşur büyüme yavaşlar. Yem
tüketimi ve kuluçka verimi düşer. Kansızlığa neden olur. Karaciğer,
balık, yumurta gibi besinler B12 vitamini yönünden zengindir. Sindirim
kanalında sentezlenebilmesi için kobalta ihtiyaç vardır. 1 kg yem içinde
10 mg B12 vitamini bulunmalıdır.
C VİTAMİNİ (Askorbik Asit):
C vitamini, destek dokuları için kollajen proteinlerinin
yapımında etkilidir. Kollajen dokular; deri, kas ve eklem bağları, damar
çeperi ve kemiklerde bulunur. Bağırsaklardan demirin emilimine,
besinlerdeki folik asitin dayanıklı kalmasına, triptofandan beyin için
gerekli olan serotonin elde edilmesine etkileri vardır. Suda çözünen
güçlü bir antioksidandır. Yağda çözünen diğer bir güçlü antioksidan olan
E vitamini ile A ve B vitaminlerinin yapılarının korunmasına ve
fonksiyonlarını yerine getirebilmesine katkı sağlar. Yaraların
iyileşmesini, damarların sağlıklı olmalarını sağlar. İlaçlar veya
besinlerle alınan kurşun, cıva, arsenik gibi ağır metallerin olumsuz
etkilerini nötralize eder. Vücudun bağışıklık sisteminin güçlendirici
etkisi vardır.
C vitamini eksikliğinde, bulaşıcı hastalıklara karşı vücut direnci
azalmakta ve yavaş iyileşme görülmektedir. Ayrıca, halsizlik ve
iştahsızlık, stres, büyümenin yavaşlaması, doku sağlığında bozulma,
eklem şişkinlikleri gibi belirtiler C vitamini yetersizliğinin
sonuçlarındandır.
C vitamini, vücutta depolanmadığından, fazlalığı pek sorun yaratmaz. C
vitamini’nin zengin kaynakları narenciyeler, domates ve patatestir.
Yapraklı sebzeler ise yeterli kaynaklarıdır. Karaciğer ve böbrekler de
azımsanmayacak miktarlarda C vitamini içerirler.
D VİTAMİNİ (Kalsiferol):
Kalsiyum ve Fosfor’un vücuda yararlı madde ve enerjiye
dönüştürülmesinde etkilidir. Kemikler, gaga ve tırnaklar ve yumurta
kabuğunun şekillenmesi için gereklidir. Büyüme ve gelişmeyi sağlayan;
kalsiyumun kemiklere bağlanmasında yaşamsal önemi olan D vitamini, tüm
kanatlılar tarafından güneş ışığından yararlanarak sentezlenebilir. Bu
nedenle güvercinlerin sürekli kapalı ortamlarda barındırılmaları
sakıncalıdır.
Doğada bulunan steroller ultraviole ışınlarının etkisiyle kemik
yapısının oluşumunu ve gelişimini sağlayan aktif maddeler haline
dönüşürler. D1 vitamini, günümüzde önemsenmeyen bir vitamin olup, bu
şekildeki sterollerin karışımından ibarettir. Dikkate alınan D2
(Ergokalsiferol) ve D3 (Kolikalsiferol) vitaminleridir.
D2 vitamini bitkisel kökenlidir ve en çok yosun ve mantarlarda bulunur.
D3 vitamini ise hayvansal kökenlidir ve en çok balık karaciğer yağında
bulunur. Kanatlıların D vitamini ihtiyacı kesinlikle D3 vitamini olarak
karşılanmalıdır. Çünkü kanatlılar D2 vitamininden yararlanamaz ve kemik
dokusu ile yumurta şekillenmesi için yemdeki Kalsiyum ve Fosfor’dan
gereğince istifade edemez. Bahsedilen fizyolojik fonksiyonların kusursuz
biçimde gerçekleşebilmesi için yavru yemlerinde tonda 3-4 milyon,
damızlık yemlerinde ise 2 milyon IU D3 vitamini bulunması gerekir. Güneş
ışınları etkisiyle her iki vitamin de aktif hale dönüşürler. D3 vitamini
özellikle kemikte, kaslarda, deride ve bağırsaklarda depolanabilir.
Aktif D3 vitamininin iskelet sistemi, kas dokusu ve sindirim sisteminde
yaşamsal etkileri vardır. Aktif haldeki D3 vitamini kalsiyum ve
fosforun yıkımlanarak vücuda yararlı hale gelmesinde dengeleyici bir rol
oynar. Barsaklardan kalsiyum ve fosforun emilimini sağlar. Dışkı yoluyla
kalsiyum ve fosforun atılımını minimize eder. Kandaki kalsiyum oranı
azaldığında kemiklerde depo edilen kalsiyumun kana geçişini hızlandırır.
Kemik,tırnak ve tüy yapısının oluşumunu destekler. Kalsiyum ve fosforun
kandaki oranlarını düzenler. Ayrıca, sinir sistemi ve kanın
pıhtılaşmasında önemli görevleri vardır. Fosfor ve kalsiyum, D vitamini
yetersiz olduğunda vücuttaki fonksiyonlarını yitirirler.
Güneş ışığı ile temasın azlığı, hastalıkların tedavisinde kullanılan
ilaçların etkisiyle bağırsaklardan emilimin yetersizliği, ishale bağlı
sıvı kaybı, ileri yaşlarda derideki üretimin azalması gibi nedenler D
vitamini eksikliğine yol açar. Özellikle Antibiyotik kullanımı D
vitamininin emilimini durdurabilir. Genç kuşlarda kemik deformasyonuna,
anaç kuşlarda ise kemik yumuşamasına neden olur. Eksikliğinde,
iştahsızlık, dışkı bozuklukları ve stres belirtileri ortaya çıkar.
Ayrıca, yumurta kabuğunda incelme ve yumuşama, kaslarda gevşeklik,
güçsüzlük nedeniyle uçuşta zorlanmalar görülür.
D vitamini fazlalığı sonucunda kandaki kalsiyum düzeyi artar ve buna
bağlı olarak ishal, su ihtiyacının artması, besin alımında azalma,
eklemlerde kireçlenmeler meydana gelir.
D vitamini, yumurta sarısı ve özellikle morina balığı karaciğeri yağında
bolca bulunur. D vitamini bitkilerde pek bulunmaz. D vitaminin asıl
kaynağı güneştir. Yeterli güneş ışığı alan güvercinlerde başka bir
hastalığı yoksa D vitamini eksikliği oluşmaz.
E VİTAMİNİ (Tokoferol):
Soya fasulyesi yağından elde edilen ve yağda çözünebilen çok
önemli bir vitamindir. Kanatlıların yumurtalarında yavrunun gelişmesi
için bu vitamine ihtiyaç vardır. Erkek güvercinlerin dölleme yeteneğini
olumlu yönde etkiler. Antioksidan özelliği bulunan E vitamininin 7 ayrı
formu bulunmasına karşın genellikle alfatokoferol en bilinenidir.
Alfatokoferol, diğer formlara oranla ısıya ve asitlere karşı daha
dayanıklıdır. Temel görevi antioksidan etkisidir. Oksijen yaşam için
gerekli olsa da vücut üzerinde zararlı etkileri de vardır. Oksijen
kullanımının normal işleminde, kimyasal değişimler sonucu serbest
radikal denen kararsız oksijen molekülleri oluşur. Serbest radikaller
hücrelere ve hücre içi yapılara zarar verirler. Serbest radikallerin
hücrelere verdikleri zararlar onarılmazsa önemli sağlık problemleri
ortaya çıkar. Hücrelerin serbest radikallerle ederek mücadele etmek ve
moleküler onarım sağlamak için özel maddeleri bulunur. Bunlara
antioksidan adı verilmektedir. Bu etki C vitamini, beta karoten ve
selenyumda da vardır. Bu özelliği ile yağ ve yağlı gıdaların oksitlenme
sonucu bozulmalarını önlemek amacıyla kullanılır. Hücrelerin genel
sağlığını korumak gibi özellikleri vardır. Hücrelerdeki doymamış yağ
asitlerinin oksidasyonunu azaltarak hücre zarı oluşumuna yardımcı olur.
Serbest radikallerin dokular üzerindeki olumsuz etkilerini önler. Enzim
sistemleri ve DNA molekülünün dayanıklılığını arttırır. Oksidasyondan
etkilenen A vitamininin biyolojik fonksiyonuna yardımcı olur. Böbrek
üstü bezi ve beyinden salgılanan hormonları dayanıklı kılar. Vücutta
hücre üretimini denetler ve tümör oluşumunu engeller. Trombosit denilen
kandaki bir tür pıhtılaşma hücrelerinin birbirlerine yapışmasını
engeller. Üreme gücünü arttırıcı etkisi vardır. Selenyum çevrimi için
yaşamsal önemi bulunur. Bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri
vardır.
Eksikliğinde; hayvanlarda kısırlık, kaslarda güçsüzlük ve deformasyon
gibi sorunlar yaratır. Gereğinden fazla alınması durumunda birkaç günde
dışkı yoluyla atıldığından pek sorun yaratmaz. Çok yüksek dozlarda ise
büyümenin durduğu, kasların zayıfladığı, alyuvar sayısının azaldığı,
kemikleşmenin yavaşladığı ve bağışıklık sisteminin baskılandığı
görülmüştür.
Tahıllar ve mandıra ürünlerinde, sebze ve meyvelerde bol miktarlarda
bulunur. Kanatlı yemlerinde en az 10 mg/kg Vitamin E bulunması gerekir.
H VİTAMİNİ (Biyotin):
Biyotin, sıcak suda kolay soğuk suda zor çözünen bir vitamindir.
Besinlerin vücutta enerjiye dönüşmesinde etkili olan Biyotin, yağ,
karbonhidrat ve proteinlerin parçalanmasında görev alır. Yağ ve yağ
asitlerinin üretilmesinde görev alır. DNA ve RNA yapımında etkilidir.
Aminoasitlerin proteine dönüşümüne ve nükleik asitlerin bir parçası olan
pirimidin sentezine katılır. Bir çok enzimin yapısına girer. Bu enzimler
besinlerin vücuda yararlı hale getirilmesini sağlarlar. Keratin
dokusunun oluşmasını ve korunmasını sağlar.
Biyotin yetersizliği tüm türlerde büyümede gerileme, kıl veya tüy
dökülmesi ve deride bozulmalara neden olmaktadır. Yumurtadan yavru çıkış
oranı düşer. Doğada yaygın olarak bulunan Biyotin eksikliğinde;
halsizlik, iştahsızlık, kasların deformasyonu, kansızlık belirtileri
ortaya çıkar. İlaçlarla alınan fazla miktardaki biyotin, idrar ve dışkı
yoluyla atılır.
Yonca unu, malt çimi, bira mayası, mısır gluten yemi, karaciğer unu,
sorgum, soya küspesi, peynir suyu biyotince zengin kaynaklardır.
K VİTAMİNİ (Naftakinon):
Doğada K1 ve K2 olarak iki şekilde bulunan K vitamini de
metabolik süreçlerde yer alan yaşamsal bir vitamindir. K1, filokinon ve
fitomenadion olarak adlandırılan iki şekilde bulunur ve bitkisel
kökenlidir. K2 ise bağırsaklardaki bakteriler tarafından üretilen ve
metakinon adı verilen organik bileşenlerdir. Sentetik olarak üretilen
cinsine ise K3 menadion adı verilir ve doğal olanlardan 2 kat daha
etkilidir. Isıya karşı dayanıklıdır ve yağda çözünebilen bir vitamin
olması nedeniyle bağırsaklardan yağlarla emilerek karaciğerde depolanır.
Serbest radikaller gibi okside edici maddeler, radyasyon ve güçlü
asitler tarafından etkisizleşir. Ayrıca yüksek oranlarda E vitamini
alınması da K vitamininin emiliminde olumsuz etkilere yol açar.
Probiotikler, K vitamini üretilmesini arttırır. Antibiyotik kullanımı
sırasında bağırsaklardaki yararlı bakteriler azalacağından K vitamini
üretimi azalır.
K vitamini, potasyum ve kalsiyum ile birlikte protrombini trombin haline
dönüştürüp, kanın pıhtılaşmasında görev alan fibrin maddesinin
oluşmasını sağlar. K vitamini, vücutta yüksek oranlarda depolanamaz.
Kanama olduğunda bağırsaklardaki bazı bakteriler tarafından
üretilebilir. Ancak bağırsaklarla ilgili kastalıklar bu durumu
engelleyebilir.
K vitamini yetersizliğinde kanama eğilimi artmakta ve pıhtılaşma ve
yaraların kabuk bağlama süresi uzamaktadır. Antibiyotikler, bağırsakta K
vitamini üreten bakterilerin ölmesine yol açarlar. Bu nedenle özellikle
Antibiyotik tedavisi uygulandığında takviye edilmesi gerekir.
K vitamini fazlalığı idrar ve dışkı yoluyla kolaylıkla atılabilir. K
vitamini en fazla, yeşil sebzelerde, karaciğerde, peynir ve tereyağında
bulunur.
P VİTAMİNİ (Bioflavonoidler):
Suda çözünen ve C vitaminine oldukça benzer özellikleri bulunan P
vitamini, doğada saf halde sarı renkte bulunmaktadır. Dolaşım sisteminde
temiz kan ile kirli kan arasındaki dengeyi sağlamaktadır. Hücrelere
atardamar ile getirilen oksijen; besin dokularında kullanıldıktan sonra
ortaya çıkan karbondioksit ve diğer atık maddeler toplardamarlar ile
uzaklaştırılır. Kılcal damarlar aracılığıyla gerçekleştirilen bu alış
verişin gerçekleştirilebilmesi için, bu damarların geçirgenliği ve
sağlamlığının istenilen düzeyde olması gerekir. İşte bu noktada P
vitamini devreye girer. P vitamininin emilimi ince bağırsaklarda olmakta
ve çok az miktarda depolanabilmektedir. Fazlası ise dışkı ve solunum ile
dışarı atılmaktadır.
P vitamini, C vitamininin emilimini arttırır ve oksidasyonunu önler.
Hücre zarının sağlamlığı ve hücrelerin bir arada tutunmasını sağlayan
kollajen dokunun sağlıklı ve dayanıklı olmasında P vitamininin önemi
büyüktür. En önemli etkisi kılcal damarların geçirgenliği ve yapısının
sağlamlığı üzerine olandır. Madde geçişlerinde kılcal damarların
yırtılmasını önler.
P vitamini eksikliğinde, doku sağlığı bozulur. Hücre fonksiyonlarındaki
olumsuzluklara bağlı olarak dokularda şişme belirtileri ortaya çıkar.
Kaynaklar:
1) Çiftlik Hayvanlarının Beslenmesinde Temel Prensipler ve Karma Yem
Üretiminde Bazı Bilimsel Yaklaşımlar (Prof. Dr. H.Melih YAVUZ)
2) Veteriner İlaçları Rehberi ve Bilinçli İlaç Kullanımı El Kitabı
(Prof. Dr. Yusuf ŞANLI)
3) Kümes Hayvancılığı (Ziraat Yük. Müh. Erdem ÖNER)
4) Bıldırcın, Sülün, Keklik, Etçi Güvercin ve Devekuşu Yetiştiriciliği
(Doç.Dr. Musa SARICA, Doç. Dr. Ömer ÇAMCI, Prof. Dr. Erdoğan SELÇUK)
5) Tavukçulukta Temel Bilgiler ve Önemli Hastalıklar (Nurettin GÜRSOY)
Derleyen: Niyazi ERTÜRK
|